ZAMANI NASIL ÖLDÜRECEĞİNİ DÜŞÜNEN İNSAN, ZAMANIN KENDİSİNİ NASIL ÖLDÜRDÜĞÜNÜ DÜŞÜNMEYEN İNSANDIR.-Turgut ERBEK
   
  Turgut ERBEK (Gazeteci - Yazar)
  Röportajlar
 

 

TRT RADYO - TELEVİZYON DERGİSİ
Nisan 2000- Sayı 131

Sayın Turgut Erbek, söyleşimize sizi okuyucularımıza tanıtmayla başlasak ne dersiniz?

Tabii... 1959 yılında Kars’ın Akyaka ilçesine bağlı, Sulakbahçe (Dilan) köyünde doğdum. Köyümde ilkokul olmadığı için, iki yıl komşu köyde okuduktan sonra, ilkokulu kendi köyümde bitirdim. Ortaokulu ve Ticaret Lisesi’ni Kars’da bitirdikten sonra hayata atıldım. Uzun yıllar çeşitli işlerde çalıştıktan sonra, 1985 yılında Ankara Radyosu’na memur olarak girdim ve şimdi İzmir’de görev yapmaktayım.

Bize biraz çocukluğunuzdan söz eder misiniz?

Çocukluğum çok çileli geçti. Başından geçin ilginç olaylar ve kazalar nedeniyle çok acılar çektim. Ama yine de dolu dolu bir çocukluk yaşadım diyebilirim. Kırlarda koyun-kuzu peşinde koşturdum, doğayla bütünleştim, özgür yaşadım. Bunları düşününce, kentlerde büyüyen çocuklara acıyorum. Ne oyun oynayacakları yeterince park var, ne de uçurtma peşinde koşacakları bir alan. Tutsak gibi dört duvar arasında kalmışlar. Balkondan sokağa bakan çocukları gördükçe, içim sızlıyor.

Yıllardır çocuk oyunları ve radyo tiyatroları yazdığınızı biliyoruz. “TİPİ” adlı ilk romanınızla T. İş Bankası “Başarı Ödülü” aldınız. Daha sonra çocuklar için yazdığınız öykü kitaplarınız yayımlandı. Çocuk kitapları hakkındaki görüşünüzü biraz daha açalım. Neden çocuk kitapları?

Kitap yazmak, ortaokuldan beri kurduğum bir düştü. Hani, ilkokula giden bir çocuğa, “Büyüyünce ne olmak istiyorsun” diye sorarlar. Ben hep yazar olmayı istemiştim. Yirmi yedi yıl sonra da olsa, bu düşümü gerçekleştirdiğim için mutluyum. Keşke yaşamım boyunca hep çocuklar için yazabilsem. Çocukların beyni boş bilgisayar disketi gibidir. Oraya ne yüklerseniz o kalır. Onlara verecek çok şeylerimiz olduğunu düşünüyorum.

Çocuk edebiyatı olmayan bir ülkenin, edebiyat okuru da olmaz. Çocuklar bizim geleceğimiz, her şeyimizdir. Onlara edebiyatı sevdirmek biz büyüklerin görevi. Çocuk kitaplarına, daha doğrusu çocuk edebiyatına hâlâ ikinci sınıf bir edebiyat gözüyle bakan insanlar var. Oysa bu çok yanlış. Çocuk edebiyatı görüldüğü kadar basit değil. Büyükler için yazmakla, çocuklar için yazmanın arasında çok fark var. Belli yaş gruplarına kitap yazarken, onların sözcük dağarcıklarını göz önüne almalıyız. Onların seviyesine inmeli, onlar gibi düşünmeliyiz. Gereksinim duydukları şeyleri iyi etüt etmeli ve onların duygularına tercüman olmalıyız. Çağımızın çocukları çok zeki ve bilgili. Televizyon denilen ‘zaman canavarı’ (bu ismi ben taktım) okumayan bir kuşak yetiştiriyor. Bunu önlemek için onlara kaliteli yapıtlar sunmalı, okuma ve kitap sevgisini aşılamalıyız.

Sayın Erbek, yeni projeleriniz, daha doğrusu basılmayı bekleyen kitaplarınız var mı?

Sırada çocuklar için yazdığım öykü kitaplarım ve yetişkinler için dört yılda yazdığım bir roman var. Bazı arkadaşlar romanın ses getireceğini söylüyorlar. Tam bilmiyorum ama, Türk Edebiyatı’nda bir erkek tarafından bir kadının diliyle, kadın sorunlarını işleyen başka bir kitap yok sanıyorum... Ben zor olanı yapmaya çalıştım. Zorluklarla boğuşarak büyüdüğüm ve yaşadığım için, zor olan şeyleri severim. Ayrıca okurlarımın yani, çocukların ilgisi beni çok sevindiriyor. Çocuklarla birlikte olmak, onlara bir şeyler vermenin mutluluğunu tatmak bambaşka bir duygu.

Sayın Erbek, bize zaman ayırdığınız için teşekkür ederiz.

 

 

 

 

 

 

 

17 Mayıs 2001 tarihinde Cumhuriyet kitap’ta yayımlanan (Gazeteci-Yazar Aytül AKAL’la) röportaj


-Alo, Turgut Erbek

-Evet buyurun

-İki kitabınız elime aynı anda geçit; “Kuşkayası” ve “Yanık Değirmin” Daha öncede “Tipi” ve “Kara Kuzu” adlı kitaplarınızı okumuştum. Hepsi köy yaşamından söz ediyor, köyü ve köylüyü kentliye tanıtıyor. Köy sorunlarını bu kadar içtenlikle anlatabilmek için, köy yaşamını iyi biliyor olmalısınız.

- Evet, köyde büyüdüm.  14-15 yaşına köyde  oturdum. Bilmediğim yerleri, hissetmediğim şeyleri yazamam. Anıları hâyâl gücüyle süsleyerek yazıyorum. Çocukluğumda yaşananların unutulmasını istemem; eski değerler hatırlansın isterim. Köy yaşamıyla ilgili yazarken zorlanmıyorum. Hatta bazen isimleri bile değiştirmiyor, aynen kullanıyorum. Yöreyi iyi bilidiğim için kitaplarımda bunu yansıtmaya çalışıyorum. Bu çizgiyi hiç bozmadün, kentli çocuklara hep çocuklarını anlatacağım. 
Köy yaşamının her anı bir öyküye konu olabilecek zenginlikte.

Çocukluğunuzda yaşadığınız her şeyi hatırlıyor musunuz yoksa o zamanlardan not mu almıştınız?

-Hatırlıyorum. Bazen yardım da alıyorum, hatırlayamadıklarımı soruyorum. Kuşkayası ve Kara Kuzu hâyâl ürünüdür, anılarımdan yola çıkılmıştır ama hâyâl kurgusu içindedir.

-Hangi köyde büyüdünüz?

-Kars’ın Akyaka ilçesine bağlı Sulakbahçe köyü. Eski ismi Dilan’dı.

-Öyküleriniz, okuru beli bir yöne çekmeye çalışmıyor, köyle kent arasındaki sosyal fakrı okura tarafsız olarak sunuyor. Bu doğal anlatım biçimi sizin seçiminiz mi?

-Benim bilinçli seçimim. Kent-köy diye bir ayrıma zaten katılmıyorum. Herkesin kendi yaşamı var. Ben de yaşamı olduğu gibi, tüm doğallığıyla yansıtıyorum; karşılaştırma yapmıyorum. Bilinçli bir anlatımdır bu yapılan.

-Bitmeyen Geceler-2‘ nin bir de ilk öyküsü vardı, o öykü “Kara Kuzu” adlı kitabınızda kalmış. İki öyküyü neden ayırdınız birbirinden de aynı kitapta toplamadınız?

-‘Bitmeyen Geceler 1 ve 2’ yaşanmış bir olaydır. Tek öykü uzun olur, çocuğu sıkar diye düşündüm. Merak uyandırsın diye de ikiye böldüm. Aslında bu öyküyü roman olarak düşünmüştüm, hâyâlim buydu ama olmadı. Birini “Kara Kuzu” ötekini “Kuşkayası” adlı kitaplara koydum.

-Asıl mesleğiniz?

-TRT İzmir Bölge Müdürlüğü’nde Yayın Denetleme Kurulu’nda görevliyim. 1985 yılında devlet memuru olarak Ankara Radyosu’na girdim. 1990 da radyo oyunları yazmaya başladım. Yayımlanan oyunlarım yirminin üzerindedir. Hangi işlerde çalıştım derseniz, her işte çalıştım. Okuyabilmek için yapmadığım iş kalmadı: Elektrikçilik, inşaat bekçiliği, demircilik, marangozluk... Çocukluğumda su, çiklet, çekirdek sattım. Hep okuyabilmek için yaptım. Aileme yük almamak için defterlerimi, kitaplarımı hatta elbiselerimi bile kendi paramla aldım.

-Hangi okula okudunuz?

-1976-77’ de Kars Ticaret Lisesi’ni bitirdim.

-Kaç kitabınız yayımlandı?

-Dört çocuk kitabı. Yetişkinler için de “Suçsuz Kadınlar” adlı bir romanım var, kriz yüzünden basılamadı; bekliyor. Çocuğu olmayan ve bu yüzden horlanıp ezilen kadınları ele alıyor ve herhalde bu konuda yazılan ilk romandır.

-İlk kitabınızın adı?

-“TİPİ” 1998 T. İş Bankası Kültür Yayınları.

-Son kitabınız?

-“Yanık Değirmen” K. Yayınları 2001

-Ödülleriniz var mı?

-Radyo oyunları dalında ödüller aldım. Ayrıca “Tipi” adlı romanım “1997 T. İş Bankası roman ödülü aldı. Bu ödül ortaokuldan beri düşünü kurduğum yazarlığa başlamamda benim için itici güç oldu.

-Size yazmak isteyen okurlarınız için adresinizi verebilir misiniz?

-Yamaç Mah. 6732 sok. No: 192/1 K. Yaka/İZMİR

-Son okuduğunuz çocuk kitabı?

-Yazmaktan okumaya fırsat bulamıyorum, ancak işe gidip gelirken otobüste okuyorum. Mavisel Yener’in “Mavi Elma” adlı kitabı, K Yayınları’ndan. Bir de Hamdullah Köseoğlu’nun Bu Yayınları’ndan çıkan “Kardelen” adlı romanını okudum.

-Teşekkürler...


 

 

EGE’DE YAŞAM GAZETESİ’NDE YAYIMLANAN RÖPORTAJ

 

Doğup büyüdüğü köyü unutmayan, oralarda geçen çocukluk anılarını hayal gücüyle harmanlayıp, çocuklar için öykü kitapları çıkaran yazar Turgut Erbek,’ geçtiğimiz aylarda kişisel çabalarıyla köyüne bir kütüphane kurdu. Bu değerli yazın adamının yaptıkları bir çoğumuza örnek olmalı diye düşünüyoruz.

Bu sayımızda EGE’DE YAŞAM gazetemiz adına Turgut ERBEK’le bir söyleşi gerçekleştirdik.

 

 

E.Yaşam: Sayın Turgut Erbek. Bize biraz kendinizden ve köyünüze kütüphane kurma çabalarınızdan söz eder misiniz?

T. Erbek : 1959 yılında Kars’ın Akyaka ilçesine bağlı Sulakbahçe köyünde doğdum.  Çocukluğum oralarda geçti. Ortaokula kadar kitap yüzü görmedim. Daha doğrusu çocuk kitapları ve roman demek istiyorum. Aradan 35 yıl geçmesine karşın, hala köyümde okunacak kitap olmadığını öğrendim. Bırakın kitabı, çocukların yararlanabilecekleri bir ansiklopedi dahi yokmuş. Öğretmenin verdiği ödevleri yapabilmek için 70 km uzaklıktaki kente giderek, ödevlerini yapıp dönüyorlarmış. Bunu duyunca beynimden vurulmuş gibi oldum. Uzay çağında bunları yaşanması beni çok üzdü.

E.Yaşam: Peki bunu daha önce hiç düşünmediniz mi?

T. Erbek: Düşünmez olur muyum? Zaten ortaokul yılarında benim iki hayalim vardı. Biri yazar olmak, diğeri ise köyüme kütüphane kurmak. Yazarlığa başlayarak birini gerçekleştirmiş bulunuyordum. Artık sıra ikincisine gelmişti. Zaten yıllardır hiç aksatmadan köye kitap gönderiyordum. Fakat okulda bir kütüphanenin olmaması nedeniyle kitaplar evlere dağılmış ve bir daha da geri dönmemiş. 1998 yılında çalıştığım iş yerinde bir kampanya başlattım ve topladığım 10 koli kitabı köye ulaştırdım. Ayrıca öğretmenlere bir mektup yazarak kütüphane düşümden bahsettim. Mektup öğretmenleri çok etkilemiş olacak ki, tüm öğrencilere okudukları yetmiyormuş gibi, ilçe kaymakamına giderek ona da okutturmuşlar.

E. Yaşam : Peki kaymakam ilgi gösterdi mi?

T. Erbek  : İlk günler evet. Köyümdeki eski okulun yanına dört derslikli yeni bir bina yapmışlar. Orada kütüphane olacak boş bir oda varmış. Kaymakam beni aradı ve düşümü gerçekleştirmek istediklerini söyledi. O kadar sevinmiştim ki anlatamam. Kaymakam kütüphanenin raflarını, masalarını ve sandalyelerini yapma sözü verdi. Ben de içini kitaplarla dolduracaktım. Anlaşmamız öyleydi. Hemen kolları sıvadım.  Milliyet, Hürriyet, İş Bankası Kültür Yayınları, Yapı Kredi Yayınları’na ve çeşitli yayınevlerine faks çekerek yardım istedim. Hepsi de gereken ilgiyi gösterip kolilerce kitap gönderdiler. Daha sonra köyü aradığımda kaymakamın verdiği sözü unuttuğunu öğrendim. Bu beni yıldırmadı. İzmir TÜYAP’a değerli yazar arkadaşlarımdan, yayınevlerinden kitap toplamaya başladım.

E. Yaşam: Peki, bir duyuru yapmadınız mı?

T. Erbek : Yapmaz olur muyum? TRT radyolarında duyuruları yayınlatıp yardım istedim. Fuarda her tarafa duyurular astım. İlgi umduğumdan da fazla oldu. Konak Belediye Başkanı Sn. Erdal İZGİ, 600 tane kitap bağışladı. Gazeteci yazar Okan YÜKSEL sayesinde birçok yardımlar aldım. Hatta Yurtdışında çalışan köylülerimize bile ulaştım. Okula bilgisayar almalarını istedim. Aralarında topladıkları parayı söylediklerinde sevinmiştim. Fakat daha sonra okula hiçbir şey alınmadığını söylediklerinde üzüldüm. O köy, o çocuklar hepimizin. Oralara bir borcumuz var. Neden oradaki çocukların arasından bir avukat, doktor, mühendis, bilim adamı yetişmesin diye düşündüm. Şehirde okuyan çocuklar onlardan daha mı akıllı, daha mı zekiler? Hayır. Sadece olanakları daha iyi de ondan. Fakat henüz geç kalmış sayılmayız. Bir ucunda başlamak gerekiyor. Okumak ve okutmak adına bir takım çalışmalar yapmazsak, yarınlardan bir şey beklemeye hakkımız yok.

E. Yaşam: Kütüphane konusuna gelelim.

T. Erbek : Kitapların kolilerle köye ulaştığını gören değerli öğretmenlerimiz kendi paralarıyla rafları yaptırmışlar. 06.10.2003 tarihinde yine 11 koli kitap gönderdim. (Kendi çabamla) Göndermeden önce kentimizde yetişip, iyi yerlere gelen bürokratları ve iş adamlarını aradım. Bana kolileri ulaştırmamda yardımcı olmalarını istedim. Hiç biri önemsemedi. Asıl gücüme giden şey de bu oldu. Bizim insanlarımız bunu hakketmiyorlar. Onlar her şeyin daha iyisine layıklar. Karanlığa bir mum yakmanın önemini bilmeyen insanlardan beni anlamalarını beklemem yanlış olur. Hiç birine kızmadım. Bir gün benim haklı olduğumu anlayacaklar.

E. Yaşam : Köylüler ve öğretmenler bu çabanızı nasıl karşıladılar?

T. Erbek  : Köydeki çocukların hiç biri beni tanımazlar. Ben o köyden çıkalı 33 yıl oldu. Kitaplarımı eline alan, bu yazar bizim köylü tanıyan var mı? Diyerek sağa-sola koşup soruyormuş. Babaları ve dedeleri beni tanırlar. Şimdi köydeki çocukların hepsi beni görmek, tanışmak için sabırsızlanıyorlar. Bir gün mutlaka gideceğim.

Öğretmen telefonda teşekkür ederken ağlıyordu. ‘Sen ağlama öğretmenim, o köy, o çocuklar benim. Ben bunu yapmak mecburiyetindeyim. Bunu yapmazsan oralara ve o insanlara borçlu kalırım,’ dedim. Kütüphaneye benim ismimi verdiklerini söylediklerinde göz yaşlarımı tutamadım. Bana bir köşe yapmışlar. Gazetelerde, dergilerde çıkan resimlerimi, yazılarımı, söyleşilerimi, öykülerimi duvarlara asmışlar. O insanlar vefalıdır. Kötülüğü belki unuturlar ama iyiliği asla...

E. Yaşam: Sayın Turgut Erbek, yaptıklarınızdan dolayı size kutlar, çalışmalarınızda başarılar dileriz. Çok teşekkürler.

T. Erbek : Bana böyle bir fırsatı verdiğiniz için, aslı ben size teşekkür ederim.

 


 
  Toplam 16588 ziyaretçi Sitene Ekle SLAYTLI SESLİ ŞİİR EKLE SITENE
 
 
 
 
 
 
Sitene Ekle


 
 
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=